Türkiye ve Maden Kazası


To workers who lose their lives at a coal mine in Soma, Turkey. 2014 Murat Ertürk

To workers who lose their lives at a coal mine in Soma, Turkey. 2014
Murat Ertürk

kara gün SOMA / black day SOMA İhsan Çanakcı

kara gün SOMA / black day SOMA
İhsan Çanakcı

Türkiye, maden kazaları sonucu yaşanan ölümlerde dünyada ilk sıralarda yer almaktadır. Dünyanın en büyük kömür üreticilerinden bir tanesi olan Çin‘de, 2008 yılında 100 milyon ton başına düşen ölüm sayısı 127 olurken, Türkiye’de bu rakam 722 olarak kaydedilmiştir. Çin’de, 2008 yılında 100 milyon ton başına 127 kişi hayatını kaybederken, bu sayı 2013 yılında 37’ye düşmüştür. Dünyanın en büyük kömür üreticilerinden birisi olan Amerika Birleşik Devletleri‘nde de, 100 milyon ton üretim başına 1 ile 6 kişi yaşamını yitirmiştir. Türkiye’de ise 2000 yılında 100 milyon ton başına 710 kişi hayatını kaybederken, 2008 yılına gelindiğinde bu rakam 722’ye çıkmıştır.

Dünyadaki madenlerde kullanılan teknolojilerin Türkiye ’nin çok ilerisinde yer aldığı net olarak ortaya çıktı. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 176 numaralı “Madenlerde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi”ni de 19 yıldır imzalamayan Türkiye’den farklı olarak dünyadaki madenlerde ışıklandırmadan takip sistemlerine, havalandırma sensörlerinden robotlara kadar birçok teknoloji aktif olarak kullanılıyor. Umarım gerekli bütün güvenlik önlemleri alınır  bunlar tekrarlanmaz…

“Aşağıda ölüm var, yukarıda açlık. aşağıdaki ölüm olasılık, yukarıdaki açlık kesin” demişti Zonguldak’ta bir madenci.

Maden kazasında hayatını kaybeden  işçilerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına baş sağlığı dilerim.

Reklamlar

Kazın ayağı öyle değil: Pazarlamada tüketicinin sesini dinlemek!


Rock müzik sevenler iyi bilir! 1980li yıllarda en çok satan ve dinlenen metal gruplardan biri de Van Halen grubuydu. Sanırım Jump ve Panama şarkılarını aranızda duymuş olanınız vardır. Bu şarkıları duymadıysanız bile anlatacağım hikaye ilginizi çekecek.

Popülerliğin, 80 milyon albüm satmak dışında Van Halen’e verdiği başka bir avantaj daha vardı: konserler! Dünyanın her bir köşesinde konser veren grubun, konser organizatörleri tarafından şarkıları kadar iyi bilinen başka bir özelliği daha vardı: organizatörlere gönderilen sözleşmedeki garip bir istek! 

Kuliste, M&M’s şekerlemesi olmak zorunda… ama kahverengi M&Msler ayıklanmış olmalı.

Eğer, Van Halen, kuliste bulunan M&Msler içinde kahverengi bir M&M’s bulursa, konseri iptal etme hakkına sahipti. Hatta, grup, Amerika’nın Colorado eyaletinin bir şehrinde, sırf bu nedenle konser bile iptal etti. Bir çok kişi, bu isteği “en şımarık rock grubu isteği” olarak isimlendirdi. Halbuki bu isteğin arkasında yatan çok önemli bir neden var

Van Halen, popülerliği nedeniyle, Amerika’nın her bir köşesinde konser veriyordu ve bu konserler için, 9 kamyonluk (TIR) ve birkaç tonluk ekipman ile yola çıkıyordu. Basit gibi görünen bir konser, 9 kamyonluk ekipman, yüzlerce kişinin saatlerce emeği ve binlerce küçük detay sonucunda ortaya çıkıyordu. Çoğu zaman büyük şehirlerde gerçekleşiyordu bu konserler ama bazen, küçük kasabalarda da konser verdiği oluyordu grubun. Bu küçük kasabalar, tarihlerinde ilk kez, Van Halen tarzı büyük bir prodüksiyonu ağırlıyorlardı yani, o küçük şehirlerin alışık olduğu konserlerden daha farklı ve büyük bir prodüksiyona sahipti bu konserler. Grup, birkaç küçük şehir konseri sonrasında anladı ki, birçok organizatör, gönderilen teknik ve güvenlik kurallarını önemsemiyordu. Önemsenmeyen detaylar, çoğu zaman bir sorun yaratmıyordu ama göz ardı edilen küçük detayların hepsinin bir araya gelmesi, grubun hayatlarını tehlikeye sokacak kadar büyük sorunlar yaratabiliyordu, örneğin, tonlarca ağırlığa sahip ışıklandırmanın yer aldığı rayların, bu ekipmanın ağırlığını kaldıracak kadar güçlü olmaması gibi.

İşte bu nedenle, sırf organizatörleri test etmek için, grup, kahverengi M&M’s kuralını, teknik detayları listelediği sözleşmenin içine ekledi. Eğer, grup, kuliste kahverengi M&M’s görürse, bu onların diğer teknik detayları gözden geçirmeleri için ikazdı. Eğer, organizatör, böylesine küçük bir detayı gözden kaçırdıysa, acaba, hangi önemli detayı yerine getirmemişti!

Bazen, bizim, “çok basit”, “iyi bilinen”, “%100 kesin” diyebileceğimiz şeylerin işe yaramaması arkasında, önemli nedenler var. İşte basit (hatta şımarık) bir istek gibi görünen kahverengi M&M’s isteği bile, göründüğü kadar basit değilken, acaba, bizim “ben bu işi biliyorum” diye yola çıktığımız hangi işler “kazın ayağı öyle değil!” dosyasına işlenecek türden? Size birkaç ilginç örnek daha vermeye çalışacağım bu yazıda.

dı. Hem de çok zekice planlanmış bir neden.

Van Halen, popülerliği nedeniyle, Amerika’nın her bir köşesinde konser veriyordu ve bu konserler için, 9 kamyonluk (TIR) ve birkaç tonluk ekipman ile yola çıkıyordu. Basit gibi görünen bir konser, 9 kamyonluk ekipman, yüzlerce kişinin saatlerce emeği ve binlerce küçük detay sonucunda ortaya çıkıyordu. Çoğu zaman büyük şehirlerde gerçekleşiyordu bu konserler ama bazen, küçük kasabalarda da konser verdiği oluyordu grubun. Bu küçük kasabalar, tarihlerinde ilk kez, Van Halen tarzı büyük bir prodüksiyonu ağırlıyorlardı yani, o küçük şehirlerin alışık olduğu konserlerden daha farklı ve büyük bir prodüksiyona sahipti bu konserler. Grup, birkaç küçük şehir konseri sonrasında anladı ki, birçok organizatör, gönderilen teknik ve güvenlik kurallarını önemsemiyordu. Önemsenmeyen detaylar, çoğu zaman bir sorun yaratmıyordu ama göz ardı edilen küçük detayların hepsinin bir araya gelmesi, grubun hayatlarını tehlikeye sokacak kadar büyük sorunlar yaratabiliyordu, örneğin, tonlarca ağırlığa sahip ışıklandırmanın yer aldığı rayların, bu ekipmanın ağırlığını kaldıracak kadar güçlü olmaması gibi.

İşte bu nedenle, sırf organizatörleri test etmek için, grup, kahverengi M&M’s kuralını, teknik detayları listelediği sözleşmenin içine ekledi. Eğer, grup, kuliste kahverengi M&M’s görürse, bu onların diğer teknik detayları gözden geçirmeleri için ikazdı. Eğer, organizatör, böylesine küçük bir detayı gözden kaçırdıysa, acaba, hangi önemli detayı yerine getirmemişti!

Bazen, bizim, “çok basit”, “iyi bilinen”, “%100 kesin” diyebileceğimiz şeylerin işe yaramaması arkasında, önemli nedenler var. İşte basit (hatta şımarık) bir istek gibi görünen kahverengi M&M’s isteği bile, göründüğü kadar basit değilken, acaba, bizim “ben bu işi biliyorum” diye yola çıktığımız hangi işler “kazın ayağı öyle değil!” dosyasına işlenecek türden? Size birkaç ilginç örnek daha vermeye çalışacağım bu yazıda.

1950li yılların sonralarına doğru, büyük gıda firmalarından biri, inovatif ve  piyasada devrim yaratacak bir ilki piyasaya sundu: hazır kek karışımı.

Bu yepyeni ürün, ev kadınlarının işini kolaylaştıracak ve onlara zaman kazandıracaktı. Ürün piyasaya çıktı ama şirketin “%100 kesin” dediği bu ürünün satışları beklenen türden olmadı. Ev kadınları, bu ürünü satın almıyordu. Gıda firması, kafalarında büyük bir soru işaretiyle, laboratuvara geri döndü. Nedenini tam olarak anlayamadıkları soruna çözüm bulmaya çalıştılar. Sorunun cevabı, pazar araştırması ve ev kadınlarıyla yapılan konuşmalar sonunda ortaya çıktı. Sonuçlar, onlara, insan davranışı hakkında ilginç bir gerçeği gösterdi: “yalnızca su ekleyin” hazır kek karışımı, ev kadınlarının kendilerini kötü hissetmelerine neden oluyordu. Ev kadınlarına göre, pişirilen bu keke, çocuklarına, ailelerine sunacak kadar gerekli insan emeği gitmiyordu. 1950nin ev kadını için “ev kadını” olmayı gerektiren bir takım gurur kaynağı vardı… bunlardan bir tanesi de ailesi için leziz yemekler pişirmekti. Eğer, bu süreç içinde yeterli bir emek harcanmamış ise, bu, onlar için, gurur verici bir durum değildi. Ev kadınlarının, yaptıklarından gurur duymaları için, onların, pişirme sürecine bir katkıda bulunması gerektiği hissini anlayan gıda firması, hazır kek karışımı ürünündeki formüleyi ve tarifi değiştirdi. Gıda firması, karışımdan yumurtayı çıkardı ve ürünü yeniden piyasa sürerek, ev kadınlarından, bu karışıma su ve yumurta katmalarını istedi. Satışlar arttı.

Kesin adı verilen bir ürüne gösterilen, beklenmedik bir davranışın iç yüzünü (geç de olsa) anlayan gıda firması, yaptıkları bu küçük değişiklikle başarılı oldu ve halen günümüzde, bizler, arkasında çok basit bir neden olan yumurtayı, hazır kek karışımına ekleriz.yumurtayı, hazır kek karışımına ekleriz.

Tarih tekerrürden ibarettir derler ya, buna benzer bir olay da Johnson & Johnson şirketinin başına geldi. Benim yaşıtlarım hatırlar! Küçüklüğünüzde, dışarda oynarken düşüp, bir yerinizi incittiğinizde, başınıza gelecekleri biliyordunuz. Anneniz sizi, düşmenin acısını yarı yolda bırakacak tentürdiyotlu pamuk ile kovalardı. O iğrenç tentürdiyot kokusu hala burnumdadır. J&J şirketi, işte bu eziyeti bitirecek, harika bir antiseptik üretmek için kolları sıvadı. Bu yeni ürün, yaraya sürüldüğünde acıtmayan, ağrısız antiseptik krem olarak satılacak ve pazarda tartışmasız en çok satılan dezenfektan olacaktı.

J&J, ürünü satışına sundu ve koltuğuna geri yaslanarak, milyonlarca doların banka hesaplarına gelmesini bekledi. Bu yeni krem, piyasaya çıkar çıkmaz, kategorisinde satış rekorları kırdı… tüketicinin tepkisi olumluydu. Fakat bir müddet sonra satışlar durdu. Ürünü bir kez alanlar, bir daha almıyordu. J&J şirketi, nedenini anlayamadığı bu tüketici davranışını bir müddet uzaktan seyretti ve sonra, sorunun cevabını tüketici araştırması yaparak bulmaya karar verdi. Tüketicinin bu ürünü ikinci kez almamasının bir nedeni olmalıydı? Tüketici araştırmaları gösterdi ki eğer insanlar iyileşme süreci içinde -az da olsa, herhangi bir acı hissetmiyorsa, iyileştiklerine ya da başka bir deyişle, o ilacın işe yaradığına inanmıyorlardı.

J&J, acısız antiseptik krem olarak icat edilmiş ürününü içine, az miktarda alkol ekledi ve piyasaya yeniden sürdü. Yapay acı, bu kreme olan güvenilirliğini artırdı ve satışlar artmaya başladı… ve ürünü icat eden J&J bilim adamları, bütün bu olan bitene şaşırıp kaldı!

Kötü kokuları yok eden sprey Febreze’in Türkiye’de ne kadar popüler olduğunu bilmiyorum ama Kuzey Amerika’da hemen hemen her evde bu ürünü bulmak (koklamak) mümkün. Bu kadar popüler olmasına rağmen, Febreze üreticisi Procter and Gamble, bu ürünü piyasaya sunduğunda beklediği ilgiyi görmedi. Hikayeyi, Charles Duhigg, Alışkanlıkların Gücü kitabında harika bir şekilde anlatıyor (NY Times’da da çok güzel yazılmış bu konu hakkında)

Febreze, kategori yaratıcısı üründü. Evinizdeki sigara, evcil hayvan ve buna benzer kötü kokuları birkaç saniyede yok eden, şimdiye kadar örneği olmayan harika bir ürün. Yani birçok evdeki problemi yok edecek bir çözüm. Fakat işin aslı, bu problem, üst düzey yöneticilerin toplantı odasında yaratığı yapay bir problemdi. Nedeni ise, bizim “kötü koku” dediğimiz şeyler, evlerinde bu kokuya sahip insanlar tarafından “problem” olarak nitelendirilmiyordu. Yani, onlar bu kokuya (evcil hayvan, sigara v.b.) alışık olduklarından, böyle bir probleme sahip olduklarını bilmiyorlardı. Kısaca, ortada olmayan bir probleme, harika bir çözüm!

P&G, Febreze’i, 90li yılların ortalarında, evcil hayvan sahiplerine pazarlamaya başladı reklamlarında… ve J&J yöneticilerinin antiseptik kremi lansmanında yaptığı gibi, koltuklarına geri yaslanıp, herkesin marketlere koşmasını bekledi. Fakat satışlar her gecen gün düşmeye başladı. Çok bariz bir “problemi” çözen, araştırması ve pazarlaması için milyonlarca dolar harcanan bu ürünün markette popüler olmaması, P&G şirketi için şaşırılacak bir olaydı.

Yukarıda örneklerini verdiğim diğer şirketler gibi, P&G de tüketici davranışı araştırmaya başladı. Kısa zamanda gördüler ki, bu ürünü yanlış tüketiciye pazarlıyorlardı. Febreze’i kullanan kişiler, evcil hayvan sahibi ya da sigara içen kişiler değil, temizliği seven ev hanımlarıydı. Onlar, evlerindeki bir odayı temizledikten sonra, odaya Febreze sıkıp, diğer odayı temizlemeye başlıyorlardı. Temizlenmiş odadaki hoş koku, onlar için bir ödüldü. Febreze kullanan tüketicilerin izlediği üç şey vardı: kirli ve dağınık oda (ipucu), temizlik (rutin), temizlik sonrası Febreze sıkmak (ödül).

P&G, 1998’de Febreze pazarlama metodunu değiştirdi. Febreze’i, temizliğe alternatif ya da yeni metot olarak pazarlamak yerine, temizliğin bir ödülü olarak pazarlamaya başladı. İki ayda satışlar ikiye katlandı ve kısa zamanda, yarattıkları kategorinin en iyi bilinen ve en çok satan ürünü haline geldi.  Bugün, satışlar 1 milyar doların üzerinde.

Bizler, birbirimize, Apple şirketinin nasıl pazar araştırması yapmadığını; Steve Jobs’ın “tüketici ne istediğini onlara gösteren kadar bilmez” söylemini anlatıyoruz. Henry Ford’un “ben tüketiciye ne istediğini sorsam, hızlı at derlerdi” dediğini tweetliyoruz. Bu birkaç önemli lider için doğru olabilecek bir şey iken, çoğu şirket, Steve Jobs, Graham Bell ya da Henry Ford gibi, iç görüşü yüksek, ileriyi görebilen yeteneğe sahip değil. Bu liderlerin sahip olduğu 3 önemli karakter var: yaratıcılık tutkusu, yoğun fokus ve ayrıntılara özen… ve maalesef, çoğu şirket ya da ürün yaratım süreci, bu lüksten mahrum günümüzde.

Çoğu zaman, biz Steve Jobs türünden örnekleri verirken, yukarıda anlattığım örneklerin içerdiği büyük hataları göz ardı edebiliyoruz. Yani yaratıcı tasarım sürecini basite indiriyor ve en önemlisi insan davranışlarının, laboratuvardaki ya da toplantı odalarındaki sorunlardan ve problemlerden daha farklı olduğu gerçeğini unutabiliyoruz.

2009 yılında, Amerika’da, köpekbalıklarının insan öldürme oranı, son 5 yılın en düşük seviyesine geldi. Hayvan severler, bunu köpekbalıklarının avlanmasına bağladı. Politikacılar, bunu, plajlarda daha fazla koruyucu olmasıyla açıklamaya çalıştı.  Çevreciler ise global ısınmaya bağladı bunu…. fakat bu düşüşün nedenini en iyi anlayan pazarlamacılardı. Çünkü, ürünlerini satın almayan tüketicilerin, ekonomik krizden etkilendiğini çok iyi biliyorlardı. Ekonomik kriz, tatile gidenlerin sayısını da azaltmıştı ve böylece, köpekbalığının insan ölümüne neden olma sayısı da azalmıştı. Tamamen insan davranışları ile ilgili… ne içgörü, ne de bizim “kesin” diyebileceğimiz bir neden!

Yani, bazen, (esasında çoğu zaman), bizim “çok iyi bildiğimiz”, yüzde yüz “kesin” dediğimiz, “abi, bak bu fikir iyi tutar” diye sattığımız çok şey, insan davranışlarıyla başka bir yön alabiliyor, boyut kazanabiliyor… her ne kadar insanlar pazar araştırmasının yenilikçiliği öldürdüğüne inansa bile. Yani sonuçta kazın ayağı öyle değil *. Bizler, tüketicimizi iyi anlamalıyız. Müşterimizi istatistik verileri olarak değil, düşünen, soluyan ve bazen (esasında çoğu zaman) irrasyonel karar veren insanlardan oluştuğunu anlamamız, gerekiyor. Onlarla yapılan birkaç dakikalık basit bir sohbet, sizin, web analitik içinde geçirdiğiniz onlarca saatten çok daha verimli olabiliyor.

ALTI ÇİZİLİ CÜMLELERDEN İLLÜSTRASYONLAR


New York’lu grafik tasarımcısı Evan Robertson, zamanında altını çizdiği cümlelerden yola çıkarak bir poster serisi hazırlamış. Woolf, Poe, Hemingway, Wilde, Salinger veya Shakespeare gibi önde gelen yazarlardan yaptığı alıntıları siyah beyaz posterlere dönüştürerek, kelimelerin dünyasını resme dökmüş. Posterler aynı zamanda etsy sitesinde satışta.

 Not: Bazı alıntıların bulunduğu kitaplardan Türkçe’ye çevrilmiş olanlar var. Ancak çeviri için onlara başvurma fırsatım olmadı. Birebir çeviri değil de, Türkçe açıklaması farz edin resimlerin aşağısında bulunan yazıları.

Virginia-Woolf

İçimizdeki vahşi atı inkâr etmenin bir anlamı yok. Virginia Woolf

Herman-Melville

Onu haritada bulamazsınız, gerçek yerler asla haritada bulunmaz. Herman Melville

Jane-Austen

Ben yarı sıkıntı, yarı umudum. Jane Austen

Willim-Shakespeare

Aptal akıllı olduğunu sanır ama akıllı, aptal olduğunu bilir. William Shakespeare

William-Faulkner

Medeniyet damıtma ile başlar. William Faulkner

write-drunk1

Sarhoşken yaz, ayıkken düzelt. Ernest Hemingway

T_S_-Eliot

Evreni rahatsız etmeye cüretim var mı? T.S. Eliot

Truman-Capote

Ona yazmak değil, tuşlamak denir. Truman Capote (Beat kuşağına ithafen)

Salinger

Şairler havayı fazlasıyla üzerlerine alınıyorlar. J.D. Salinger

Oscar-Wilde

Tehlikeli olmayan bir fikre, fikir denmez. Oscar Wilde

Leo-Tolstoy

Hayatın tüm güzellikleri, ışık ve gölgeden yapılmıştır. Leo Tolstoy (Anna Karenina’dan alıntı.)

Kurt-Vonnegut

İnsan olmak ne kadar utanç verici. Kurt Vonnegut

Jean-Paul-Sartre

Saat 3, istediğin herhangi bir şeyi yapmak için hep çok erken ya da çok geçtir. Jean-Paul Sartre

Edgar-Allan-Poe

Deliriyorum, uzun aralıklı ve berbat aklı başında dönemler geçirerek. Edgar Allan Poe

e_e_-cummings

Hemen yanda muhteşem bir evren varmış, hadi gidelim. e.e. cummings

KAĞIT VE MAKASTAN MUHTEŞEM TASARIMLAR


Estonyalı grafik tasarımcı Eiko Ojala‘nın, dijital araçlardan tamamen bağımsız bir şekilde, sadece kâğıt ve makas kullanarak ürettiği çalışmaları, makalelerde kullanılmak üzere hazırladığı illüstrasyonlar, orman serisi gibi çok başarılı çalışmalar bulunuyor.Papercut-by-Eiko-Ojala-1-1Papercut-by-Eiko-Ojala-4 Papercut-by-Eiko-Ojala-5 Papercut-by-Eiko-Ojala-13vertical-landscape

Terk Edilmiş Evlerin Yeni Ziyaretçileri


Kai Fagerström, ormanda yaşayan hayvanların terk edilmiş evleri ele geçirmelerini belgeleyebilmiş Finlandiyalı bir fotoğrafçı. Bu serisinin adını “The House in the Woods”, yani ormandaki ev koymuş. Bu seri, sanatçının kendi yazlık evinin de yer aldığı, ‘doğanın yavaş yavaş ele geçirdiği’ bir bölgede bulunan birtakım kır evlerinde geçiyor. Fagerström şöyle demiş: “Issız binalar, içlerinde çok fazla çelişki barındırıyor. Doğanın aslında insanlığa sadece ödünç verdiği alanları onlar gittikten sonra geri işgal etmesi beni büyülüyor.” Sanatçının mümkün olan en mükemmel çekimi yapabilmesi için tüm elementlerin bir araya gelmesi biraz zaman alıyor, ancak bu onun için sorun değil; Fagerström yolculuğun varış noktasından daha heyecan verici olduğunu düşünüyor.

Sanatçının bu serisi için:

http://www.kafa.fi/pages/the-house-in-the-woods.php

fagerstrom5-600x350 fagerstrom6 fagerstrom7 fagerstrom4 fagerstrom3 fagerstrom2 fagerstrom1

FOTOĞRAF SANATINA YENİ BAKIŞ AÇISI – ERIK JOHANSSON


İsveç’in Gothenburg kentinde yaşayan 24 yaşındaki fotoğraf sanatçısı Erik Johansson hayal gücünün sınırlarını zorlayan çalışmalarıyla fotoğraf sanatına yeni bir bakış açısı getirmiş. Pop art’ın kurucusu Andy Warhol gibi yeni bir akım başlattığı düşünülen genç sanatçının pek çok çalışmasına aslında aşinayız.

Fotoğraflarını düzenlerken kendi yaşamından kesitleri yansıttığını söyleyen Erik Johansson’un çalışmalarıyla başbaşa bırakıyorum sizi.

8a51e260766734fa_1bce55a8b4f2b1057230331

12_03_2009_0913777001236851789_erik_johansson 12_03_2009_0916801001236851789_erik_johansson 12_03_2009_0923574001236851789_erik_johansson 12_03_2009_0926161001236851789_erik_johansson 12_03_2009_0928758001236851789_erik_johansson 12_03_2009_0938951001236851789_erik_johansson 12_03_2009_0965961001236851789_erik_johansson 483a26e49bcbf317791d7b3_3540d16b0b1bcb1a

Logo yaparken dikkat edilmesi gerekenler


• Üç renkten fazla renk kullanmayın.

• Gerçekten gerekli olmayan her şeyi atın.
• Karakter büyük anneniz tarafından bile okunabilmeli
• Logo algılanabilir olmalı.
• Logo için benzersiz bir şekil yaratın.
• Ailenizin ve arkadaşlarınızın logo hakkındaki görüşlerini umursamayın.
• Logonuzu 3’den fazla kişi tarafından beğenildiğine emin olun..
• Populer logolardan parçalar toplayarak bunların sizin orijinal işiniz olduğunu iddia etmeyin.
• Hiçbir koşul altında klipart kullanmayın.
• Logo siyah beyaz da hoş gözükmeli.
• Logonun tersten de algılanabildiğine emin olun.
• Logonun boyutu değiştiğinde de algılandığından emin olun.
• If the logo contains an icon or symbol, as well as text, place each so that they complement one another.
• Güncel logo tasarımı trendlerini umursamayın. Bunun yerine her zaman kullanılabilecek bir logo tasarlayın.
• Logoda özel efekt kullanmayın (örn; degrede, gölge, yansıma….).
• Mümkünse logoyu bir karenin içine sığacak şekilde tasarlayın.
• Karışık ayrıntılardan sakının
• Logonun kullanılabileceği muhtemel ortam ve yerleri gözününde bulundurun.
• Donuk ve ince yerine kalın ve güvenli olun.
• Mükemmel bir logo tasarlamayacağınızı kabul edin.
• Keskin (sharp) işler için keskin, yumuşak (smooth) işler için yumuşak çizgiler kullanın.
• Logo sektörle ilişkili olmalı.
• Resimden logo olmaz.
• Müşterilerinizi sunumla şaşırtmalısınız
• İkiden fazla yazı karakteri kullanmayın.
• Logonun bütün parçaları sağa, sola, merkeze, yukarıya veya aşağıda hizalanmalıdır.
• Logo tek parça gözükmeli.
• Logoyu düşünmeden önce logoya kimlerin bakacağını düşünün.
• Her zaman yenilik yerine işlevselliği seçin.
• Marka ismi akılda kalıcıysa logo marka ismi olmalı.
• Logo yansıtıldığında da anlaşılabilmeli.
• Büyük şirketler bile küçük logolara ihtiyaç duyarlar.
• Sadece logoyu kullanacak işletme değil, herkes logodan hoşlanmalı.
• Hazırladığınız logoyu değişik biçimlerde deneyin. Daha fazla deneme daha iyiye yaklaştıracaktır.
• Logo çeşitli zeminlerde uyumlu gözükmeli.
• Logo kolaylıkla tarif edilebilmeli.
• Logoda “tagline” kullanmayın.
• Bilgisayarda çizmeden önce logoyu kağıt üzerinde çizin.
• Tasarımın basit olmasına özen gösterin.
• Dünya ve “swoosh” (nike logosu) sembolü kullanmayın.
• Logo dikkati başka tarafa çekmemeli.
• Sunumunda dürüst olmalı.
• Logo görsel olarak orantılanmış olmalı
• Parlak neon renklerden ve karanlık, donuk renklerden kaçının.logo

Bir Grafikerin bilmesi gerekenler


Grafikerler hangi programları kullanırlar?

Tasarim icin:
Adobe In Design, Quark,

Cizim
Adobe Illustrator, Free Hand, Corel Draw

Fotograf duzenleme
Adobe Photshop

Font programı

Linotype Fontexlorer, Suit Case

CD arsivleme

Disk Tracker

Bu programları nereden bulacağız?

http://www.macupdate.com

http://www.versiontracker.com

http://www.download.com

Ya bazen bakiyorum cok baba efektler vermisler resimlere veya cizimlere. Acaba kendilerimi yapmislar. Sanmam ya belki bir plug-ins falan vardir… bunun icin

http://www.pluginsworld.com/

Abilerim ablalarim su Iluustrator tam olarak ne is yapar bir anlasam…..

http://www.illustratorworld.com/

Su ebatlar ve yuzdeleri aklimda tutmak zorundamiyim? diyorsaniz

A5 : 148,5 x 210 mm
A4A3 =141% EA4 :
220 x 312 mm
A4 : 210 x 297 mm A3>A4 =71%
EA5/6 :
110 x 220 mm
A3 : 297 x 420 mm A4>A2 =200%
EA5 :
156 x 220 mm
A2 : 420 x 594 mm A2>A4 =50% EA6 :
110 x 156 mm
A1 : 594 x 840 mm A3>A2 =141% C4 :
229 x 324 mm
A0 : 840 x 1180 mm A2>A3 =71% C5/6 :
114 x 229 mm
A2>A1 =141% C5 :
162 x 229 mm
A3>A1 =200% C6 :
114 x 162 mm
A4>A1 =282%
Rasters:
18 lpc 45 lpi
34 lpc 85 lpi

54 lpc 135 lpi
60 lpc 150 lpi
70 lpc 175 lpi
80 lpc 200 lpi

Bu hangi font acaba diyorsaniz?

http://www.myfonts.com/WhatTheFont/

Bazen bunaliyorum, renk uyumlugu konusunda. Hangi renge hangi rengin uygun dusecegini… Aman tanrim bak yine bunaldim diyorsaniz…

http://kuler.adobe.com/

http://wellstyled.com/tools/colorscheme2/index-en.html

Of be simdi ben bu logoyu nasil cizecem? Aslinda cizerimde, ama dur suraya bir bakim belki….
http://www.brandsoftheworld.com/

Simdi ben birde internetten fotograf mi arayacan, ustelik dipsiz derya, kimbilirr hangi cehenemin dibindedir gibi mizmizlanma siyatiginiz tutmussa

http://nl.stockxpert.com

http://www.sxc.hu

http://www.inmagine.com

http://www.dreamstime.com

http://www.nordicphotos.com

http://www.comstock.com

http://www.jupiterimages.com

http://www.photosights.net

http://www.shutterstock.com

şiddete hayır !!!


şiddete hayır !!!!Gerçek: Dünya üzerinde her ırk ve ülkeden dört aileden birinde aile içi şiddet görülür. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumunun yaptırdığı bir araştırma sonucuna göre ülkemizde ailelerin %34’ünde fiziksel şiddet, %53’ünde sözlü şiddet uygulanmakta ve ev içi şiddet yoğun olarak yaşanmaktadır.

Dünya’da aile içi şiddet:

“Dünya genelinde her dört kadından 1’i ve her 6 erkekten 1’i yaşamlarının bir döneminde aile içi şiddete uğramaktadır. (Council of Europe, 2002; BMA 1998; British Home Office Research Study, 1999)

“Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’nün 2002 yılı raporlarında belirtilen tahminlere göre tüm dünyada üç kadından biri yaşamlarının bir döneminde dövülmekte, cinsel ilişkiye zorlanmakta ve diğer yollarla taciz edilmektedir. Tacizi yapan kişi genellikle kendi ailesinden biri ya da tanıdığı bir kişidir.

“Japonya’da, istismar yaşamış 613 kadının % 57’sinin fiziksel, duygusal ve cinsel şiddetin hepsine maruz kaldığı görüldü.
“Kore’li kadınların üçte ikisi eşlerinden düzenli olarak dayak yemektedir.
“Kenya’da 1990 yılında yapılan bir araştırmada kadınların % 41’inin kocalarından düzenli olarak dayak yediği saptandı.
“1992 yılında Şili’de cinsel suç işleyenlerin % 72’sinin bu suçu yakından tanıdıkları kişilere karşı işlediği ortaya çıktı.
“1993 yılında Mısır’ın İskenderiye kentinde öldürülen kadınların % 47,1’i akrabaları tarafından tecavüze uğradıktan sonra öldürüldü.
“Dünya genelinde her 4 kadından 1’i hamilelik sırasında eşi tarafından isteği dışı cinsel ilişkiye zorlanmaktadır.
“Öldürülen kadınların yüzde 40 ile 70’i yakın ilişki içinde olduğu partneri tarafından öldürülmektedir. 1989-1996 yılları arasında Avustralya’da cinayete kurban giden kişilerin % 43’ü, Bangladeş’de % 50’si, Zibmbabwe’de % 60’ı, Papua – Yeni Gine’de % 73’ü eşleri tarafından öldürüldü. İngiltere ve Galler’de 2000/2001 yıllarında öldürülen kadınların % 42’sinin, erkeklerin ise % 4’ünün katili eşleriydi. (WHO, 2002; Australian Institute of Criminology, 1998; Crime in England and Wales, Home Office, July 2002)
“2001/2 Britanya suç araştırması sonuçlarına göre, İngiltere ve Galler’de şiddet içeren suçların yaklaşık dörtte biri aile içinde işlenmektedir. Eşler arasındaki şiddetin kurbanlarının % 81’inin kadın, %18’inin ise erkek olduğu saptanmıştır. (Crime in England and Wales, Home Office, July 2002).
“Aile içi şiddete uğrayanların ancak % 35’i bu durumu başkalarına söylemektedir. (Crime in England and Wales, Home Office, July 2002; Home Office Research Study, 1999)

Türkiye’de aile içi şiddet:

“T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu’nun yaptığı araştırma sonuçlarına göre aile içi şiddet ülkemizde de yaygındır. Fiziksel şiddete ailelerin % 34’ünde, sözlü şiddete ise
% 53’ünde rastlanmaktadır. Çocuklara yönelik fiziksel şiddete rastlanma oranı da
% 46’dır. Ailelerde cinsel şiddet ve tacize rastlanma oranı % 9’dur. Şiddete maruz kalanların % 80’i yapacak fazla bir şey olmadığına inanmaktadırlar. Bu durum çaresizliğin kabulü anlamına gelmekte ve şiddete maruz kalanın pasif tutumuna yol açmaktadır. (T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu, 1995)

“Kadın Dayanışma Vakfı’nın 1995’te başkent Ankara’daki gecekondularda yaşayan kadınlar arasında yaptığı bir araştırma, kadınların % 97’sinin kocalarının saldırısına uğradığını ortaya koydu. (Başbakanlık Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü, 2001)

“Başka bir araştırma, kadınların yüzde 58’inin yalnızca kocalarından, nişanlılarından, erkek arkadaşlarından ve erkek kardeşlerinden değil, kadın akrabalar da dahil olmak üzere kocalarının ailesinden de aile içi şiddete maruz kaldığını göstermektedir. (Ankara Tabip Odası, 2002)

“Bir araştırmaya göre, şiddet sonucu ölen 40 kadından 34’ü evde ölmüş, 20’si asılmış ya da zehirlenmiş, 20’sinde öldürüldüklerine dair kesin belirtiler görülmüş ve 10’u da ölmeden önce aile içi şiddete maruz kalmıştır. (Bütün, Sözen & Tok, 2003)

“Türkiye’nin doğu ve güneydoğusundaki çeşitli kentlerde yapılan bir araştırma kadınların % 45,7’sine kocalarının seçiminde danışılmadığını ve % 50,8’inin rızaları olmadan evlendirildiğini ortaya koymaktadır. (İlkkaracan, 2000)

“Bir araştırmada görüşülen 695 kadının % 54’ü ailelerinde şiddet gördüklerini, şiddet gördüğünü söyleyenlerin % 35,2’si en az 4 yıl ve daha fazla zamandır şiddete maruz kaldıklarını söylemiştir. Şiddete uğrayan kadınların gördükleri şiddet türüne göre; kadınların % 42,3’ünün dayak % 40,1’inin tehdit ve küfür, % 12,6’sının yaralama, % 3,2’sinin cinsel taciz ve tecavüz, % 1,4’ünün eve kapatma ve % 0,4’ünün öldürülme tehdidi ile karşı karşıya kaldıkları anlaşılmıştır. Bu grubun % 40,4 ‘ünün evlerinde, çocuklara karşı da şiddet uygulandığı saptanmıştır. (Kocacık, 2004)

“Başka bir araştırmada 112 kadın ile görüşülmüş, şiddete uğrayan kadınların % 91,1’inin kocalarından , % 8,9’unun babalarından şiddet gördüğü anlaşılmıtır. Şiddete uğrayan kadınların bedensel şikayetleri % 43,4 ile morarma, yaralanma, çürük, % 44,3 ile hastanelik dereceye gelme (kırık, ağır yaralanma), % 13 ile çocuk düşürme olarak belirtilmiştir. Şiddetin devam ettiği süre ise, şiddete uğrayanların % 37,5’inde 11 yıldan fazla, % 28,6’sında 6 – 10 yıl, % 23’ünde ise 1 – 5 yıldır. (Yıldırım, 1998)

“Diğer bir araştırmaya katılan kadınların % 39’u fiziksel şiddete maruz kalmış, % 2’si ölüm tehdidi almıştır. (Vatandaş, 2003)

“Aile Araştırma Kurumu ve Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’nın 1997’deki araştırmasına göre, kadınların % 45,8’i balayı döneminin sonunda, % 1,3’ü ilk çocuklarına hamileliklerinde ve % 9,9’u doğumdan sonra şiddete maruz kaldıklarını belirtmişlerdir.

——————————————————————————–
Aile içi şiddet sadece fiziksel olduğu zaman zararlıdır.
Aile içi şiddet sanıldığı kadar yaygın değildir.
Aile içinde şiddet sadece kadınlara yöneliktir.
Şiddet sadece yoksul ve eğitimsiz ailelerde yaygındır.
Şiddetten sonra özür dilenirse her şey unutulur.
Aile bireylerinin birbirine sevgisi ve bağlılığı öylesine yüksektir ki aile içi şiddet önemli zararlar vermez.
Eğer mağdur şiddeti istemese/ kabullenmese evini terk eder ya da kanuni haklarını kullanırdı.
Aile içi şiddetin nedeni alkoldür.
Aile içi şiddet çocuk/eş terbiyesinin kaçınılmaz bir ögesidir.
Kızgınlık kontrol edilemez ve şiddete yol açar.
Aile içinde şiddetten kurtuluş yoktur.

şiddete dur de !!!


Kadına şiddete hayır!
Kadınlar…Vazgeçilemeyen; ana, bacı, kardaş, sevgili. Tanrının en güzel yarattığı resim. Korunması gerekirken, sevgi ve şefkati hak ettiği halde incitilen, hırpalanan, eziyet gören, dövülen kadınlar…
Geçtiğimiz günlerde “Kadına Şiddete Hayır” sloganıyla başlatılan Uluslararası Mücadele ve Dayanışma günü kutlandı. Birleşmiş Milletler kadınlar için kalkınma fonu (UNIFEM); “Elimizdeki veriler, kadınların yüzde 70’inin yaşamları boyunca en az bir kere erkeklerin fiziksel veya cinsel şiddetine maruz kaldığını gösteriyor.Atasözlerimimz bile tuhaf ”Kadının karnından sıpayı,sırtından sopayı eksik etmiyceksin” düşüncürü gerçekten bu sözlerı söleyenlerı de kadınlar dünyaya getırdi.

Sevgililer Günü etiketleri


Sevgililer Günü Kartları

Yaklaşan sevgililer günü için birbirinden güzel etiketler

Yine sevgililer gününe özel hazırlanmış birkaç tane etiket buldum. Çok ciciler 🙂 Belki siz de beğenir, kullanmak istersiniz diye ekliyorum.

İndirmek için buraya.

Sevgililer Günü Tarifleri


Sevgililer Günü Tarifleri

Sevgililer Günü

Eğer Sevgililer Günü için hala bir tarif arıyorsanız, sizlere Cafe Fernando arşivinden birkaç öneri.

Sevgililer Günü söz konusu olduğunda benim aklıma tüylerimi diken diken eden kalp şekilli pasta/kek/kurabiyelerden çok çikolata, çilek ve ahududu geliyor. Bu üçlünün bana göre arşivde yer alan en başarılı kombinasyonları da yukarıdaki çikolatadan smokin giymiş çilek, vanilya kremalı frambuazlı mini tartlar ve yine vanilya kremalı çilekli tart.

Smokinli çileğin gömleği beyaz, ceketi, papyonu ve düğmeleri de bitter çikolatadan. Benmari usulü eritilmiş çikolata, kıpkırmızı çilekler ve bir boya fırçası yeterli.

Aralarında benim en favorim olan bu çilekli tartın buram buram vanilya kokan kreması Dorie Greenspan’in “Baking: From My Home to Yours” adlı kitabından. Denediğimden günden beri vazgeçilmez tariflerim arasında yerini aldı.

Strawberry Tart

Raspberry Pistachio Tart

Tariflere ulaşmak için linkler:

Ahududulu Fıstıklı Tart

Çilekli Tart

Smokinli Çilek

Sevgililer günü


Özellikle evde geçirecek olan çiftler için ortamı romantikleştirmek için çabucak yapılabilecek birkaç önerim olacak.
Bunların bir çoğu martha stewart tan. Buraya tıklayarak nasıl yapıldıklarını adım adım görebilirsiniz. Yada biraz daha siteyi kurcalarsanız bazı işlerin yapımı için videolar hazırlanmış, onlardan da örnek alabilirsiniz.

Yaptığınız dekorasyonda şeker veya çikolata kullanmanızı tavsiye ederim

Kurabiyenin tarifini de ingilizce biliyorsanız yine martha stewart tan alabilir yada normal bir kurabiye tarifini kalıp ve marmelat yardımıyla bu hale getirebilirsiniz.

Yada ayrı bir seçenek olarak böyle bir pasta yapabilir, çilek, frambuaz yada ahududu gibi meyvelerle süsleyebilirsiniz.

Umarım keyifli vakit geçirirsiniz

Yılbaşı Süsü Şablonları


\
     

Bu süslemeden yapmak isterseniz, şablonları burada. Çam ağaçlı olanı da var 🙂


\


\


\

  \
        

//

Yılbaşı Hediye Etiketleri ve Mektup Kağıtları


\

Burada çeşit çeşit çok güzel hediye etiketleri var 🙂 Sadece etiketler de değil üstelik, yeni yıl temalı mektup kağıtları bile var 🙂 Onlar da burada. Çok şirinler çok 🙂 Seçin, beğenin indirin…

Dondurma Çubuklarından Kar Taneleri


Yeni yılda, her şeyin gönlünüzce olmasını diler, tüm beklentilerinizin gerçekleşmesini temenni ederim. Mutlu yıllar.

\

Duvarda görmüş olduğunuz asılı yeni yıl süsleri dondurma çubuklarından yapılmış 🙂 Çok da hoş olmuşlar. Bu süslerden yapıp ister duvarlarınıza asabilir, isterseniz de pencerenizi süsleyebilirsiniz.

\

Yapımı işte burada anlatılmış 🙂

Hoşgeldiniz…


Herkese Merhaba bozcelik art&design.wordpress blogumuzdan;sanat ve tasarım dünyasındaki her türlü görsel sunumlar,sanatsal tasarımlar,sergiler,yorumlar ile ilgili bilgiye ulaşabilir ve paylaşabilirsiniz.

admin.

Achmad Zulkarnain: Kolları Ve Bacakları Olmadan Dünyaya Gelen Profesyonel Fotoğrafçı


Tutku arayışında engeller söz konusu olduğunda, Achmad Zulkarnain herkes için bir rol modeli olabilir. 25 yaşındaki Endonezyalı fotoğrafçı, kolları ve bacakları olmadan dünyaya geldi. Ancak kimilerine göre engel olarak adlandırılan bu durum, onu halihazırda büyük bir başarı elde ettiği sanat formunu ve tutkusunu takip etmekten alıkoymadı.

Arkadaşları tarafından Dzoel olarak seslenilen Achmad sekiz yaşına kadar fiziksel olarak diğer arkadaşlarından farklı olduğunu bilmiyordu. ”Büyük bir ayna buldum. İşte o zaman diğerlerinden farklı olduğumu farketmiştim.” Ve sonrasını depresyon takip etti. Artık evden dışarı çıkmamaya başlamıştı. Daha sonra ailesinin ve arkadaşlarının desteğiyle okula dönüp liseyi bitirdi, kendine internet kafede bir iş buldu.

Fotoğraf çekmeye başlamasıyla ilgili olarak; ”Çalışmaya başladığım yerde bir fotoğrafçılık hizmeti vardı. Kredi ile fotoğraf makinesi almaya karar verdim. Fotoğrafçı olarak tanınana kadar sürekli öğrendim, öğrendim ve öğrendim.” diyor. Hobi olarak başladığı fotoğrafçılık, zamanla sergilediği başarı ile ciddi bir kariyer haline geldi. Manzara ve moda çekimlerindeki çarpıcı imgeleriyle Instagram‘da binlerce takipçi kazandı. Ayrıca yerel bir gençlik kulübünde gönüllü olarak fotoğrafçılık eğitimi veriyor.

Achmad, kolları olmadan vizöre bakabilmek için bir dizi teknik geliştirdi. Kamerayı kapatıp açmak için ağzını kullanmaya ve deklanşöre basmak için kollarının uçlarını kullanmaya başladı.Geleneksel kıyafetler giyen modellerden çarpıcı doğa sahnelerine kadar pek çok farklı temayı ölümsüzleştiren Zulkarnain, fotoğrafların son rötuşlarını da bilgisayarıyla tamamlıyor.

Elleri ve ayakları olmadan fotoğraflar çeken Achmad Zulkarnain...Elleri ve ayakları olmadan fotoğraflar çeken Achmad Zulkarnain...Sinh ra không có tay chân, bằng nghị lực và đam mê mà nhiếp ảnh gia này vẫn tạo nên những bức ảnh đầy cảm xúc

Herkese ilham kaynağı ve belki de bir ışık olabilecek Achmad’ın işlerini incelemek için Instagram hesabını takip edebilirsiniz.

 

Bir Grafikerin bilmesi gerekenler


sanat ve tasarım

Grafikerler hangi programları kullanırlar?

Tasarim icin:
Adobe In Design, Quark,

Cizim
Adobe Illustrator, Free Hand, Corel Draw

Fotograf duzenleme
Adobe Photshop

Font programı

Linotype Fontexlorer, Suit Case

CD arsivleme

Disk Tracker

Bu programları nereden bulacağız?

http://www.macupdate.com

http://www.versiontracker.com

http://www.download.com

Ya bazen bakiyorum cok baba efektler vermisler resimlere veya cizimlere. Acaba kendilerimi yapmislar. Sanmam ya belki bir plug-ins falan vardir… bunun icin

http://www.pluginsworld.com/

Abilerim ablalarim su Iluustrator tam olarak ne is yapar bir anlasam…..

http://www.illustratorworld.com/

Su ebatlar ve yuzdeleri aklimda tutmak zorundamiyim? diyorsaniz

A5 : 148,5 x 210 mm
A4A3 =141% EA4 :
220 x 312 mm
A4 : 210 x 297 mm A3>A4 =71%
EA5/6 :
110 x 220 mm
A3 : 297 x 420 mm A4>A2 =200%
EA5 :
156 x 220 mm
A2 : 420 x 594 mm A2>A4 =50% EA6 :
110 x 156 mm
A1 : 594 x 840 mm A3>A2 =141% C4 :
229 x 324…

View original post 127 kelime daha

Kağıt Yiyeceklerle Still Life Fotoğraf


İsveçli tasarımcı Fideli Sundqvist’in hazırladığı 3D kağıt yiyecek maketleriyle ikinci kez gerçekleşen ‘Papercut’ isimli still life fotoğraf serisinin çekimlerini tekrar Olivia Jeczmyk üstlenmiş. İlk çekimde stylingi üstlenen Saša Antic’in yerini ise bu kez Joanna Lavén almış.

Tabak bardak çatal-bıçak gibi gerçek objelerle kağıttan yemeklerin kombinlenmesi fotoğrafları görenlerde bir algı yanılmasına yol açıyor ve daha da dikkat çekiyor çünkü gözmasadaki bir şeyi olduğu gibi görürken diğerini karikatürize olmuş şekilde görüyor ve hangisinin baskın taraf olduğuna karar veremiyor.

945742550_11243750473 945742550_11243750474 945742550_11243750475

Rahatlatıcı müzikler beyinde dopamin artışına neden oluyormuş.


Scientific American‘daki bu kısa yazı Beyinde herşeyin kimyasallarda bitmediğini, onların da rolü olsa bile, ilaç kullanımı dışında bu kimyasalların seviyelerinin arttırılabildiğini göstermesi açısından aydınlatıcı bir yazı olmuş. Dopamin adı verilen kimyasalın (ya da nörotransmitterın) genel olarak haz hissetmemizden  sorumlu olduğu az çok biliniyor, yani beynimizde herhangi bir anda ne kadar çok dopamin salınmış ve beynin içinde dolanıyorsa, biz kendimizi o kadar süper, über mutlu, tatmin olmuş, ödül almış ve öfori hali içinde hissediyoruz (Zaten, dopamin bu yüzden çoktan -ve büyük oranda hatalı olarak- “ödül mekanizması” ile birebir ilişkilendirilmiş durumda). İsmini vermeyeceğim bazı maddeler ile ilaçlar da, tam olarak nasıl yaptıklarını kendileri de bilmese de, bu kimyasalın beyinde artmasına sebep oldukları için pek popüler (ve aynı zamanda yasaklı) durumdalar.makaleye göre, hoşunuza giden ve sizi rahatlatan bir müzik parçası dinlediğinizde de, seks veya yukarıda sözünü ettiğim maddelerin kullanımından sonra olduğu gibi beyninizde bolca dopamin salgılanıyormuş. Bir başka deyişle, sevdiğiniz bir yiyecek, seks ve başka maddi ödüllerin çalıştırdığı dopamini arttıran mekanizmayı, çok hoşunuza giden müzik parçaları da tamamen aynı şekilde harekete geçirebiliyormuş. Makalenin orijinali de burada.

Araştırmanın yapılış şeklini, mantığını ve sonuçlarını merak edenler yukarıdaki linkte detaylı olarak okuyabilirler. Makalenin kalan kısmında, diğer sanat türlerinin de aynı etkiyi yaratıp yaratmadığına ilişkin ilginç kısımlar da varAlıntıdır. ( http://neselibeyin.com)

Logo Tasarım Eğitselleri


Logo tasarımı yapmak oldukça keyiflidir. Hele özgün bir fikir aklınıza gelmişse, kısaca ilham gelmişse, logo tasarımı grafik dünyasının en keyifli işlerinden biridir. Ancak zaman zaman sadece ilham gelmesi yetmeyebilir. Kullandığınız programlara da hakim olmanız gerekir. Bu adreste bir çok logo tasarım eğitseli mevcuıt. Bir göz atmakta fayda var.

Afiş Nedir? Afiş Tasarımında Dikkat Edilmesi Gerekenler


Herhangi bir haberi veya tasarım ve sanat kaygısının bulunduğu bir mesajı iletmek ya da bir ürünü tanıtmak için hazırlanmış materyaldir.

Reklam niteliği taşıyan afişlerin ana koşulu hedef kitlesine doğru zamanda seslenmek olmalıdır. Örneğin seçim zamanı parti liderlerinin afiş tasarımları seçim gününden 1-2 hafta önce yoğun şekilde afişleri dış mekanlarda yer almaktadır. Afiş ürün ya da hizmetin daha dikkat çekecek şekilde ifade edildiği mesajlar taşımalıdır.

Afiş için dikkat edilecek unsurlara bakalım.

Afişte öncelikli olan verilecek olan mesajın ve grafiklerinin ortak fikirde buluşması gerek. Ve bu ölçütte fark edilir olmalıdır. Fark edilmesi özelliğini gözden kaçırmadan yapmalıyız.

Afiş reklamı okunabilir olmalıdır. Süslü okunması zor şatafatlı yazılardan ve tasarımlardan uzak durulmalı. Daha okunabilir yazı tipleri seçilmelidir. Görüş açısı uzak mesafaden bakıldığında daha okunaklı yazı tipleri seçmekte fayda var. Araç kullananların trafikte 2-3 saniyelik kısa sürede o afişi fark etmesi gerekecektir.

Reklamda akıcı ve anlaşılır üslup kullanılmalıdır. Afişe bakıldığında algılama süresi de 3-4 saniye kadar olacaktır. Başlık, alt başlık , slogan ve tasarım uyum içerisinde olmalıdır. Mesajın 5-6 kelimeden oluşması okuyucunun dikkatini vermesine ve gözden kaçmamasını sağlar. 10 kelimeye yakın ve fazlasında okuma oranı düşecektir.

Renk konusunda canlı renklerin kullanımı dikkat çeker. Dikkati bir yere yoğunlaştırmalı ve konuyu dağıtıcı görsel ve renklerden kaçınmalıdır.

Afişte bir düzen olmalıdır. Esprili , dramatik , düşsel , fikirci cümleler anlatımı güçlendirir.

Afişin boyu büyüdükçe reklam amacına ulaşmaz mesaj iletilmez. Bu tasarımları düzen içerisinde yerleştirirseniz her şey yoluna girecektir.