Francoise Nielly Röpörtaj


Francoise Nielly Ressam (-http://www.francoise-nielly.com) Bir sanatçının yaşamında çocukluğunun en önemli şeylerden biri olduğu bilinir. Gözlerinizi kapatıp, bu yılları düşündüğünüzde ne tarz hatıralar ve renkler görüyorsunuz? Bize babanızdan ve onun size nasıl ilham verdiğinden bahseder misiniz?

Çocukluğumu düşünmek en sevdiğim şeylerden biri kesinlikle değil. Fazlaca korunan, malul bir kızkardeş ile çoğu zaman yalnız hissediyordum, terkedilmiş demek istemiyorum! Tabii ki güzel zamanlarım da oldu; Akdeniz kıyısında, Cavalaire’de, kulübeler, barakalar inşa edip kelebek avladığımız yaz tatili gibi. Canlı renkler, parlaklık imgeleri var. Sarı, gün ışığı, mavi, sıcak, ağustos böcekleri, çam kokusu, ışık … Klasik Güney Fransa imgesi oldukça canlı bir deneyim olarak aklımda. Belki de resimlerimde floresan renkler kullanmamı sağlayan bunlardır. Babam bir mimardı; oldukça sert, talepkâr ve eleştirel, meşgul bir adamdı. Bir çok Perşembe gününü onun ofisindeki çizim masasında çizim yaparak geçirdim. Eğitimim zorlayıcıydı, hataya ya da kusura yer yoktu. Her şeye rağmen, ona karşı güçlü bir hayranlığım vardır. Oldukça yetenekli bir mimardı.

Bana görmeyi ve fotoğraflamayı öğretti. Ayrıca beni bir çok inşaat alanına da götürmüştür. Onunla beraber mimariye farklı bakmaya başlamıştım. Belki de bir şekilde, disiplin hakkında, bana resimlerimi nasıl inşa etmem konusunda ilham verdi, emin de değilim… Ancak ben yapısal çözümlemeyi ve çılgınlığı da severim.

– Güney Fransa’da büyüdünüz, şimdi ise Paris’te çalışıyor ve yaşıyorsunuz. Bazı sanatçılar, özellikle de geleneksel tarzda çalışmayı tercih edenler, yeşillikler içinde sessiz kır evlerinin hayalini kurarken, siz ise Paris, New York ve Vancouver gibi kalabalık ve büyük şehirlerden ilham alıyor gibisiniz. Kent kültürü sizi nasıl etkiliyor?

Sokakta yetişen ve şehri bir oyun alanına çeviren kent kültürünü seviyorum. Duvarların, demiryollarının üzerindeki bütün bu grafikleri… Böylesi evcilleşmemiş, yabani ve canlı bir ifade. Her zaman hareket halinde olan, yasak bölgeleri geçen… İşte bu bana heyecan veriyor.

Ayrıca ırk çeşitliliğini, renklerin ve insanların uyumunu, karşıtlığı seviyorum. Tüm ifadeleriyle hayatı… Büyük kentlerdeki çekim gücünün sebebi bu benim için…

Aynı zamanda, bundan güçlü bir kaçma isteği duyuyorum. Resim muhtemelen bunu yapmam için başlıca yol, doğaya sık sık dönsem de, kendimi inekler tarafından kuşatılmış hissetmiyorum!

– Hayatınızı resim yaparak kazanmaya ne zaman ve nasıl karar verdiniz? Bir ressam olmasaydınız, hangi işi tercih ederdiniz?

Onbir yıl önce bıraktım reklamcılığı… Çok fazla baskı vardı ve kendi ifadelerimi aktarabileceğim bir alan, kendime ait bir şeyler istedim. Yapmaktan hoşlanabileceğim bir sürü iş var ve hepsi görüntü kavramının etrafında dolaşıyor. (Bu arada daha önce fotoğrafçı olduğumu biliyor muydunuz?) Giysi tasarımcılığı da bunlardan biri, film yapımcılığı ise yine favorilerim arasında!

– Fransa’da, etrafınız Empresyonizm ruhuyla çevrili. Claude Monet’den Pierre Auguste Renoir’a, bir çok büyük usta bu güzel ülkede yaşadı ve yarattı. Sanat tarihine dönüp baktığınızda, hangi sanatçıları ve sanat akımlarını kendinize daha yakın buluyorsunuz?

Empresyonizm şu an oldukça uzak. Müzeler tarihin bu sanat kısmını, bu görüntüyü besliyor çünkü oldukça popüler ve kitleyi hala kendine çekiyor. Ama aslında ondan beri bir çok şey oldu; cubism, dada, surrealism, pop vs.

Kendimi Bacon, Warhol, Bodini, Freud gibi sanatçılara yakın hissediyorum. Çünkü onlar portre ressamları ve ben de kendimi onlarla, gördükleri ve bunları çevirdikleri şekilde ilişkilendirebiliyorum. Aynı zamanda çağdaş sanattan, enstalasyonlardan ve bazı videolardan da keyif alabiliyorum. Christo’nun çalışmaları büyülü. Bir uydu vizyonu var ve bu vizyon gözalıcı. İşleri büyük ölçeklerde çevirmesi; komplike, bir oyun, muhteşem, sihirli…

Soyut resim de bana yakın olabilir. Aslında, her ne kadar figuratif olarak sonuçlansa da, benim işimin de bir parçası soyut çalışmaya yakın.

– Renoir ve Monet, her ikisi de doğaya aşık olmuşlardı ve onun gücünden oldukça etkilenmişlerdi. Siz doğa hakkında nasıl hissediyorsunuz ve dünyamızın geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Doğaya oldukça yakınım. Denizi seviyorum, şehirde yaşadığınızda unuttuğunuz bir özgürlük alanı. Saygı, mutluluk, muhafaza… Doğayı düşününce aklıma gelen kelimeler bunlar.

Ne yazık ki, geleceği siyaha boyanmış görüyorum. Hiç iyimser değilim. Günlerden bir gün dünya yıkılacak…

– Son 100 yılın en büyük icadı sizce nedir?

Eğer iki tane söylememe izin verirseniz; internet ve bulaşık makinesi diyeceğim.

– Müzik, ruh halinizi değiştirerek tuvalinizde yarattığınız hayata etki ediyor mu, yoksa sizin için sadece arkaplandan gelen bir sesten mi ibaret?

Müzik ikisi de olabilir: ruh hali yaratıcısı ve arka plan. Duruma göre değişir. Bazen beni ihtiyacını duyduğum enerjiyle besleyebilir. Çoğu zaman, yalnız başına resim yapmak, müzik ile daha kolay. Ayrıca beyaz tuvalle karşı karşıya gelince, sakinleştirici bir varlık. Makinenin daha yumuşak çalışmasını sağlıyor ama asla makinenin kendisi o değil.

– Çoğu sanatçının bir gün gerçekleştirmek istediği bir hayal projesi vardır. Yakın gelecekte sizin de böyle bir planınız var mı? Sınırsız bir bütçeniz olsaydı, nasıl bir kişisel proje yaratırdınız? Gözlerinizi kapatın ve düşünün… Unutmayın, sınır yok!

Çarpıcı bir konumdaki dev bir duvara resim yapma fırsatım olsun isterdim, ve neden olmasın belki de Çin Seddi’ni fluo ile boyamayı…

– “aşk”. Bu kelime size ne ifade ediyor? Yaşamınızda aşkı buldunuz mu?

Bu iyi bir soru!

Bana rahibeler aracılığıyla tanrı aşkı öğretildi ve bu kesinlikle bir örnek değildi. Daha çok bir çılgınlık örneğiydi. Bu yüzden, o alanda bazı çatlaklarım var. Aşkın bir çok ifadesi var. Erkek/kadın bağlılığı hakkında, pek fazla mutlu aşk hatıralarım yok. Bunun yanısıra ateşli, yoğun ve tutkulu geçici anlar var. Neyse ki, aşk başka alanlarda parlıyor.
Ben tutkulu bir kadınım, hayatım hakkında, hayatımı yoğun bir şekilde yaşamak hakkında tutkuluyum. Resime, seyahate, okumaya bu şekilde yaklaşıyorum. Bir şekilde, resim hayatımın aşkı olabilir; ve her ilişkide olduğu gibi, bu inişleriyle çıkışlarıyla, kavgalarıyla, yorgunluğuyla arzusuyla hareket eden bir alan; ateş ve su gibi. Yorucu, canlandırıcı, sıkıcı, eğlenceli, pırıl pırıl olabilir… Ne yaşarsam yaşayayım, onu sevmekten vazgeçemiyorum. 

Reklamlar

Yorum bırakın

Henüz yorum yapılmamış.

Comments RSS TrackBack Identifier URI

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s