GEZİ SANATI


378378_1372614307_large

378378

android-jones

android-jones

diren-gonder

diren-gonder

twitter_2012_burakcinar

twitter_2012_burakcinar

diren

diren

diren-bayan

diren-bayan

erkan-kaya

erkan-kaya

gaye-kunt

gaye-kunt

gezi_parki_resimleri_gorselleri-22

gezi_parki_resimleri_gorselleri-2

gezi_parki_resimleri_gorselleri-32

gezi_parki_resimleri_gorselleri

istanbul-united

istanbul-united

Juicefoozle

Juicefoozle

kaan-

kaan-

Print

Print

melis-gokcen

melis-gokcen

murat-basol

murat-basol

Basic RGB

Basic RGB

Reyhan-Karacadag

Reyhan-Karacadag

riza-turker

riza-turker

selman-hosgor

selman-hosgor

semih-vardar

semih-vardar

talcid_man

talcid_man

sernur-isik

sernur-isik

 

Gezi Direnişi’nden bir yıl sonra, geçen senenin biber gazı toması arasında yapamadığımız bir işe girişerek, direniş sürecinde üretilen birbirinden başarılı illüstrasyon çalışmalarını listeledik. “Yok illa orayı kışla ve AVM yapacağım, ayrıca onların hepsi çapulcu” ısrarıyla giden canlar, alınan yaralar ve görülmemiş bir direnişle kurtarılan bir park. Ülke tarihine geçen en büyük sivil direnişte kaybedilen canlara ithafen …

Reklamlar

Tipografi ile Hazırlanmış Posterler


İtalyan grafik tasarımcısı Davide Scarpantonio’nun Milano bölgesinde serbest olarak firmalar hazırlamış olduğu başarılı art tasarımlarıyla tanınmaktadır. Scarpantonio’nun tipografi sanatı ile hazırlamış olduğu poster çalışmasını beğeni ve yorumlarınıza sunuyoruztipografik-poster-15[1]tipografik-poster-11[1]tipografik-poster-6[1]tipografik-poster-4[1]tipografik-poster-2[1]

tipografik-poster-1[1]

Kazın ayağı öyle değil: Pazarlamada tüketicinin sesini dinlemek!


Rock müzik sevenler iyi bilir! 1980li yıllarda en çok satan ve dinlenen metal gruplardan biri de Van Halen grubuydu. Sanırım Jump ve Panama şarkılarını aranızda duymuş olanınız vardır. Bu şarkıları duymadıysanız bile anlatacağım hikaye ilginizi çekecek.

Popülerliğin, 80 milyon albüm satmak dışında Van Halen’e verdiği başka bir avantaj daha vardı: konserler! Dünyanın her bir köşesinde konser veren grubun, konser organizatörleri tarafından şarkıları kadar iyi bilinen başka bir özelliği daha vardı: organizatörlere gönderilen sözleşmedeki garip bir istek! 

Kuliste, M&M’s şekerlemesi olmak zorunda… ama kahverengi M&Msler ayıklanmış olmalı.

Eğer, Van Halen, kuliste bulunan M&Msler içinde kahverengi bir M&M’s bulursa, konseri iptal etme hakkına sahipti. Hatta, grup, Amerika’nın Colorado eyaletinin bir şehrinde, sırf bu nedenle konser bile iptal etti. Bir çok kişi, bu isteği “en şımarık rock grubu isteği” olarak isimlendirdi. Halbuki bu isteğin arkasında yatan çok önemli bir neden var

Van Halen, popülerliği nedeniyle, Amerika’nın her bir köşesinde konser veriyordu ve bu konserler için, 9 kamyonluk (TIR) ve birkaç tonluk ekipman ile yola çıkıyordu. Basit gibi görünen bir konser, 9 kamyonluk ekipman, yüzlerce kişinin saatlerce emeği ve binlerce küçük detay sonucunda ortaya çıkıyordu. Çoğu zaman büyük şehirlerde gerçekleşiyordu bu konserler ama bazen, küçük kasabalarda da konser verdiği oluyordu grubun. Bu küçük kasabalar, tarihlerinde ilk kez, Van Halen tarzı büyük bir prodüksiyonu ağırlıyorlardı yani, o küçük şehirlerin alışık olduğu konserlerden daha farklı ve büyük bir prodüksiyona sahipti bu konserler. Grup, birkaç küçük şehir konseri sonrasında anladı ki, birçok organizatör, gönderilen teknik ve güvenlik kurallarını önemsemiyordu. Önemsenmeyen detaylar, çoğu zaman bir sorun yaratmıyordu ama göz ardı edilen küçük detayların hepsinin bir araya gelmesi, grubun hayatlarını tehlikeye sokacak kadar büyük sorunlar yaratabiliyordu, örneğin, tonlarca ağırlığa sahip ışıklandırmanın yer aldığı rayların, bu ekipmanın ağırlığını kaldıracak kadar güçlü olmaması gibi.

İşte bu nedenle, sırf organizatörleri test etmek için, grup, kahverengi M&M’s kuralını, teknik detayları listelediği sözleşmenin içine ekledi. Eğer, grup, kuliste kahverengi M&M’s görürse, bu onların diğer teknik detayları gözden geçirmeleri için ikazdı. Eğer, organizatör, böylesine küçük bir detayı gözden kaçırdıysa, acaba, hangi önemli detayı yerine getirmemişti!

Bazen, bizim, “çok basit”, “iyi bilinen”, “%100 kesin” diyebileceğimiz şeylerin işe yaramaması arkasında, önemli nedenler var. İşte basit (hatta şımarık) bir istek gibi görünen kahverengi M&M’s isteği bile, göründüğü kadar basit değilken, acaba, bizim “ben bu işi biliyorum” diye yola çıktığımız hangi işler “kazın ayağı öyle değil!” dosyasına işlenecek türden? Size birkaç ilginç örnek daha vermeye çalışacağım bu yazıda.

dı. Hem de çok zekice planlanmış bir neden.

Van Halen, popülerliği nedeniyle, Amerika’nın her bir köşesinde konser veriyordu ve bu konserler için, 9 kamyonluk (TIR) ve birkaç tonluk ekipman ile yola çıkıyordu. Basit gibi görünen bir konser, 9 kamyonluk ekipman, yüzlerce kişinin saatlerce emeği ve binlerce küçük detay sonucunda ortaya çıkıyordu. Çoğu zaman büyük şehirlerde gerçekleşiyordu bu konserler ama bazen, küçük kasabalarda da konser verdiği oluyordu grubun. Bu küçük kasabalar, tarihlerinde ilk kez, Van Halen tarzı büyük bir prodüksiyonu ağırlıyorlardı yani, o küçük şehirlerin alışık olduğu konserlerden daha farklı ve büyük bir prodüksiyona sahipti bu konserler. Grup, birkaç küçük şehir konseri sonrasında anladı ki, birçok organizatör, gönderilen teknik ve güvenlik kurallarını önemsemiyordu. Önemsenmeyen detaylar, çoğu zaman bir sorun yaratmıyordu ama göz ardı edilen küçük detayların hepsinin bir araya gelmesi, grubun hayatlarını tehlikeye sokacak kadar büyük sorunlar yaratabiliyordu, örneğin, tonlarca ağırlığa sahip ışıklandırmanın yer aldığı rayların, bu ekipmanın ağırlığını kaldıracak kadar güçlü olmaması gibi.

İşte bu nedenle, sırf organizatörleri test etmek için, grup, kahverengi M&M’s kuralını, teknik detayları listelediği sözleşmenin içine ekledi. Eğer, grup, kuliste kahverengi M&M’s görürse, bu onların diğer teknik detayları gözden geçirmeleri için ikazdı. Eğer, organizatör, böylesine küçük bir detayı gözden kaçırdıysa, acaba, hangi önemli detayı yerine getirmemişti!

Bazen, bizim, “çok basit”, “iyi bilinen”, “%100 kesin” diyebileceğimiz şeylerin işe yaramaması arkasında, önemli nedenler var. İşte basit (hatta şımarık) bir istek gibi görünen kahverengi M&M’s isteği bile, göründüğü kadar basit değilken, acaba, bizim “ben bu işi biliyorum” diye yola çıktığımız hangi işler “kazın ayağı öyle değil!” dosyasına işlenecek türden? Size birkaç ilginç örnek daha vermeye çalışacağım bu yazıda.

1950li yılların sonralarına doğru, büyük gıda firmalarından biri, inovatif ve  piyasada devrim yaratacak bir ilki piyasaya sundu: hazır kek karışımı.

Bu yepyeni ürün, ev kadınlarının işini kolaylaştıracak ve onlara zaman kazandıracaktı. Ürün piyasaya çıktı ama şirketin “%100 kesin” dediği bu ürünün satışları beklenen türden olmadı. Ev kadınları, bu ürünü satın almıyordu. Gıda firması, kafalarında büyük bir soru işaretiyle, laboratuvara geri döndü. Nedenini tam olarak anlayamadıkları soruna çözüm bulmaya çalıştılar. Sorunun cevabı, pazar araştırması ve ev kadınlarıyla yapılan konuşmalar sonunda ortaya çıktı. Sonuçlar, onlara, insan davranışı hakkında ilginç bir gerçeği gösterdi: “yalnızca su ekleyin” hazır kek karışımı, ev kadınlarının kendilerini kötü hissetmelerine neden oluyordu. Ev kadınlarına göre, pişirilen bu keke, çocuklarına, ailelerine sunacak kadar gerekli insan emeği gitmiyordu. 1950nin ev kadını için “ev kadını” olmayı gerektiren bir takım gurur kaynağı vardı… bunlardan bir tanesi de ailesi için leziz yemekler pişirmekti. Eğer, bu süreç içinde yeterli bir emek harcanmamış ise, bu, onlar için, gurur verici bir durum değildi. Ev kadınlarının, yaptıklarından gurur duymaları için, onların, pişirme sürecine bir katkıda bulunması gerektiği hissini anlayan gıda firması, hazır kek karışımı ürünündeki formüleyi ve tarifi değiştirdi. Gıda firması, karışımdan yumurtayı çıkardı ve ürünü yeniden piyasa sürerek, ev kadınlarından, bu karışıma su ve yumurta katmalarını istedi. Satışlar arttı.

Kesin adı verilen bir ürüne gösterilen, beklenmedik bir davranışın iç yüzünü (geç de olsa) anlayan gıda firması, yaptıkları bu küçük değişiklikle başarılı oldu ve halen günümüzde, bizler, arkasında çok basit bir neden olan yumurtayı, hazır kek karışımına ekleriz.yumurtayı, hazır kek karışımına ekleriz.

Tarih tekerrürden ibarettir derler ya, buna benzer bir olay da Johnson & Johnson şirketinin başına geldi. Benim yaşıtlarım hatırlar! Küçüklüğünüzde, dışarda oynarken düşüp, bir yerinizi incittiğinizde, başınıza gelecekleri biliyordunuz. Anneniz sizi, düşmenin acısını yarı yolda bırakacak tentürdiyotlu pamuk ile kovalardı. O iğrenç tentürdiyot kokusu hala burnumdadır. J&J şirketi, işte bu eziyeti bitirecek, harika bir antiseptik üretmek için kolları sıvadı. Bu yeni ürün, yaraya sürüldüğünde acıtmayan, ağrısız antiseptik krem olarak satılacak ve pazarda tartışmasız en çok satılan dezenfektan olacaktı.

J&J, ürünü satışına sundu ve koltuğuna geri yaslanarak, milyonlarca doların banka hesaplarına gelmesini bekledi. Bu yeni krem, piyasaya çıkar çıkmaz, kategorisinde satış rekorları kırdı… tüketicinin tepkisi olumluydu. Fakat bir müddet sonra satışlar durdu. Ürünü bir kez alanlar, bir daha almıyordu. J&J şirketi, nedenini anlayamadığı bu tüketici davranışını bir müddet uzaktan seyretti ve sonra, sorunun cevabını tüketici araştırması yaparak bulmaya karar verdi. Tüketicinin bu ürünü ikinci kez almamasının bir nedeni olmalıydı? Tüketici araştırmaları gösterdi ki eğer insanlar iyileşme süreci içinde -az da olsa, herhangi bir acı hissetmiyorsa, iyileştiklerine ya da başka bir deyişle, o ilacın işe yaradığına inanmıyorlardı.

J&J, acısız antiseptik krem olarak icat edilmiş ürününü içine, az miktarda alkol ekledi ve piyasaya yeniden sürdü. Yapay acı, bu kreme olan güvenilirliğini artırdı ve satışlar artmaya başladı… ve ürünü icat eden J&J bilim adamları, bütün bu olan bitene şaşırıp kaldı!

Kötü kokuları yok eden sprey Febreze’in Türkiye’de ne kadar popüler olduğunu bilmiyorum ama Kuzey Amerika’da hemen hemen her evde bu ürünü bulmak (koklamak) mümkün. Bu kadar popüler olmasına rağmen, Febreze üreticisi Procter and Gamble, bu ürünü piyasaya sunduğunda beklediği ilgiyi görmedi. Hikayeyi, Charles Duhigg, Alışkanlıkların Gücü kitabında harika bir şekilde anlatıyor (NY Times’da da çok güzel yazılmış bu konu hakkında)

Febreze, kategori yaratıcısı üründü. Evinizdeki sigara, evcil hayvan ve buna benzer kötü kokuları birkaç saniyede yok eden, şimdiye kadar örneği olmayan harika bir ürün. Yani birçok evdeki problemi yok edecek bir çözüm. Fakat işin aslı, bu problem, üst düzey yöneticilerin toplantı odasında yaratığı yapay bir problemdi. Nedeni ise, bizim “kötü koku” dediğimiz şeyler, evlerinde bu kokuya sahip insanlar tarafından “problem” olarak nitelendirilmiyordu. Yani, onlar bu kokuya (evcil hayvan, sigara v.b.) alışık olduklarından, böyle bir probleme sahip olduklarını bilmiyorlardı. Kısaca, ortada olmayan bir probleme, harika bir çözüm!

P&G, Febreze’i, 90li yılların ortalarında, evcil hayvan sahiplerine pazarlamaya başladı reklamlarında… ve J&J yöneticilerinin antiseptik kremi lansmanında yaptığı gibi, koltuklarına geri yaslanıp, herkesin marketlere koşmasını bekledi. Fakat satışlar her gecen gün düşmeye başladı. Çok bariz bir “problemi” çözen, araştırması ve pazarlaması için milyonlarca dolar harcanan bu ürünün markette popüler olmaması, P&G şirketi için şaşırılacak bir olaydı.

Yukarıda örneklerini verdiğim diğer şirketler gibi, P&G de tüketici davranışı araştırmaya başladı. Kısa zamanda gördüler ki, bu ürünü yanlış tüketiciye pazarlıyorlardı. Febreze’i kullanan kişiler, evcil hayvan sahibi ya da sigara içen kişiler değil, temizliği seven ev hanımlarıydı. Onlar, evlerindeki bir odayı temizledikten sonra, odaya Febreze sıkıp, diğer odayı temizlemeye başlıyorlardı. Temizlenmiş odadaki hoş koku, onlar için bir ödüldü. Febreze kullanan tüketicilerin izlediği üç şey vardı: kirli ve dağınık oda (ipucu), temizlik (rutin), temizlik sonrası Febreze sıkmak (ödül).

P&G, 1998’de Febreze pazarlama metodunu değiştirdi. Febreze’i, temizliğe alternatif ya da yeni metot olarak pazarlamak yerine, temizliğin bir ödülü olarak pazarlamaya başladı. İki ayda satışlar ikiye katlandı ve kısa zamanda, yarattıkları kategorinin en iyi bilinen ve en çok satan ürünü haline geldi.  Bugün, satışlar 1 milyar doların üzerinde.

Bizler, birbirimize, Apple şirketinin nasıl pazar araştırması yapmadığını; Steve Jobs’ın “tüketici ne istediğini onlara gösteren kadar bilmez” söylemini anlatıyoruz. Henry Ford’un “ben tüketiciye ne istediğini sorsam, hızlı at derlerdi” dediğini tweetliyoruz. Bu birkaç önemli lider için doğru olabilecek bir şey iken, çoğu şirket, Steve Jobs, Graham Bell ya da Henry Ford gibi, iç görüşü yüksek, ileriyi görebilen yeteneğe sahip değil. Bu liderlerin sahip olduğu 3 önemli karakter var: yaratıcılık tutkusu, yoğun fokus ve ayrıntılara özen… ve maalesef, çoğu şirket ya da ürün yaratım süreci, bu lüksten mahrum günümüzde.

Çoğu zaman, biz Steve Jobs türünden örnekleri verirken, yukarıda anlattığım örneklerin içerdiği büyük hataları göz ardı edebiliyoruz. Yani yaratıcı tasarım sürecini basite indiriyor ve en önemlisi insan davranışlarının, laboratuvardaki ya da toplantı odalarındaki sorunlardan ve problemlerden daha farklı olduğu gerçeğini unutabiliyoruz.

2009 yılında, Amerika’da, köpekbalıklarının insan öldürme oranı, son 5 yılın en düşük seviyesine geldi. Hayvan severler, bunu köpekbalıklarının avlanmasına bağladı. Politikacılar, bunu, plajlarda daha fazla koruyucu olmasıyla açıklamaya çalıştı.  Çevreciler ise global ısınmaya bağladı bunu…. fakat bu düşüşün nedenini en iyi anlayan pazarlamacılardı. Çünkü, ürünlerini satın almayan tüketicilerin, ekonomik krizden etkilendiğini çok iyi biliyorlardı. Ekonomik kriz, tatile gidenlerin sayısını da azaltmıştı ve böylece, köpekbalığının insan ölümüne neden olma sayısı da azalmıştı. Tamamen insan davranışları ile ilgili… ne içgörü, ne de bizim “kesin” diyebileceğimiz bir neden!

Yani, bazen, (esasında çoğu zaman), bizim “çok iyi bildiğimiz”, yüzde yüz “kesin” dediğimiz, “abi, bak bu fikir iyi tutar” diye sattığımız çok şey, insan davranışlarıyla başka bir yön alabiliyor, boyut kazanabiliyor… her ne kadar insanlar pazar araştırmasının yenilikçiliği öldürdüğüne inansa bile. Yani sonuçta kazın ayağı öyle değil *. Bizler, tüketicimizi iyi anlamalıyız. Müşterimizi istatistik verileri olarak değil, düşünen, soluyan ve bazen (esasında çoğu zaman) irrasyonel karar veren insanlardan oluştuğunu anlamamız, gerekiyor. Onlarla yapılan birkaç dakikalık basit bir sohbet, sizin, web analitik içinde geçirdiğiniz onlarca saatten çok daha verimli olabiliyor.

ALTI ÇİZİLİ CÜMLELERDEN İLLÜSTRASYONLAR


New York’lu grafik tasarımcısı Evan Robertson, zamanında altını çizdiği cümlelerden yola çıkarak bir poster serisi hazırlamış. Woolf, Poe, Hemingway, Wilde, Salinger veya Shakespeare gibi önde gelen yazarlardan yaptığı alıntıları siyah beyaz posterlere dönüştürerek, kelimelerin dünyasını resme dökmüş. Posterler aynı zamanda etsy sitesinde satışta.

 Not: Bazı alıntıların bulunduğu kitaplardan Türkçe’ye çevrilmiş olanlar var. Ancak çeviri için onlara başvurma fırsatım olmadı. Birebir çeviri değil de, Türkçe açıklaması farz edin resimlerin aşağısında bulunan yazıları.

Virginia-Woolf

İçimizdeki vahşi atı inkâr etmenin bir anlamı yok. Virginia Woolf

Herman-Melville

Onu haritada bulamazsınız, gerçek yerler asla haritada bulunmaz. Herman Melville

Jane-Austen

Ben yarı sıkıntı, yarı umudum. Jane Austen

Willim-Shakespeare

Aptal akıllı olduğunu sanır ama akıllı, aptal olduğunu bilir. William Shakespeare

William-Faulkner

Medeniyet damıtma ile başlar. William Faulkner

write-drunk1

Sarhoşken yaz, ayıkken düzelt. Ernest Hemingway

T_S_-Eliot

Evreni rahatsız etmeye cüretim var mı? T.S. Eliot

Truman-Capote

Ona yazmak değil, tuşlamak denir. Truman Capote (Beat kuşağına ithafen)

Salinger

Şairler havayı fazlasıyla üzerlerine alınıyorlar. J.D. Salinger

Oscar-Wilde

Tehlikeli olmayan bir fikre, fikir denmez. Oscar Wilde

Leo-Tolstoy

Hayatın tüm güzellikleri, ışık ve gölgeden yapılmıştır. Leo Tolstoy (Anna Karenina’dan alıntı.)

Kurt-Vonnegut

İnsan olmak ne kadar utanç verici. Kurt Vonnegut

Jean-Paul-Sartre

Saat 3, istediğin herhangi bir şeyi yapmak için hep çok erken ya da çok geçtir. Jean-Paul Sartre

Edgar-Allan-Poe

Deliriyorum, uzun aralıklı ve berbat aklı başında dönemler geçirerek. Edgar Allan Poe

e_e_-cummings

Hemen yanda muhteşem bir evren varmış, hadi gidelim. e.e. cummings

KAĞIT VE MAKASTAN MUHTEŞEM TASARIMLAR


Estonyalı grafik tasarımcı Eiko Ojala‘nın, dijital araçlardan tamamen bağımsız bir şekilde, sadece kâğıt ve makas kullanarak ürettiği çalışmaları, makalelerde kullanılmak üzere hazırladığı illüstrasyonlar, orman serisi gibi çok başarılı çalışmalar bulunuyor.Papercut-by-Eiko-Ojala-1-1Papercut-by-Eiko-Ojala-4 Papercut-by-Eiko-Ojala-5 Papercut-by-Eiko-Ojala-13vertical-landscape

Terk Edilmiş Evlerin Yeni Ziyaretçileri


Kai Fagerström, ormanda yaşayan hayvanların terk edilmiş evleri ele geçirmelerini belgeleyebilmiş Finlandiyalı bir fotoğrafçı. Bu serisinin adını “The House in the Woods”, yani ormandaki ev koymuş. Bu seri, sanatçının kendi yazlık evinin de yer aldığı, ‘doğanın yavaş yavaş ele geçirdiği’ bir bölgede bulunan birtakım kır evlerinde geçiyor. Fagerström şöyle demiş: “Issız binalar, içlerinde çok fazla çelişki barındırıyor. Doğanın aslında insanlığa sadece ödünç verdiği alanları onlar gittikten sonra geri işgal etmesi beni büyülüyor.” Sanatçının mümkün olan en mükemmel çekimi yapabilmesi için tüm elementlerin bir araya gelmesi biraz zaman alıyor, ancak bu onun için sorun değil; Fagerström yolculuğun varış noktasından daha heyecan verici olduğunu düşünüyor.

Sanatçının bu serisi için:

http://www.kafa.fi/pages/the-house-in-the-woods.php

fagerstrom5-600x350 fagerstrom6 fagerstrom7 fagerstrom4 fagerstrom3 fagerstrom2 fagerstrom1